Baras Ofisi Gayrimenkul Danışmanı Ayşe Fügen Arda’nın Kaleminden

BARINMANIN EVRİMİ…LÜKS KONUT ANLAYIŞININ DOĞUŞU

Barınmak, insanoğlunun ilk çağlardan itibaren sürekli etkileşimde olduğu bir eylem olmuştur. Eski dönemlerden günümüze kadar insanlar genel olarak çevre ilişkilerini yaşadıkları konut alanları üzerinden değerlendirmiş ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu açıdan bakıldığında, insanların yaşadıkları konutların bugün de hayatlarını değişime ittiği söylenebilir.

Eskiden yaşam kalitesi temel haklar üzerinden değerlendirilirken, 21. yüzyıla geldiğimizde artık temel haklar da yeni bir anlam kazanmaya başlamıştır. İnsanlar artık yalnızca özgür olmayı değil, kaliteli bir yaşamı da hak olarak görüyor, bunun için iyi bir işi ve iyi bir yaşam alanını istiyor.

Türkiye açısından değerlendirecek olursak, konut anlayışı özellikle 1980’li yıllar sonrasında değişime uğramış; teknolojinin de etkisiyle, konutta temel olan salt mimari artık yerini konfor ve lüks mimariye bırakmıştır. Doğal olarak, bu durum yeni bir yaşam biçiminin de doğmasını sağlamıştır.

İstanbul’da Lüks Konutun Doğuşu

Konutlar bugünkü hallerine gelirken birçok değişimden geçmiştir. Sosyal, kültürel yaşam, siyasi ve ekonomik ilişkiler hayatın her alanında olduğu gibi konut tiplerinin de değişimine neden olmuştur. Örneğin Cumhuriyet dönemi öncesinde bitişik nizam apartmanlar veya sıralı bahçeli evler görülürken, Cumhuriyet ile birlikte hem devlet desteği devreye girmiş hem de özel sermaye ve yatırımlar oluşmaya başlamıştır. Düşük yoğunluklu bahçeli evlerin yanı sıra, kent dışındaki iskan alanlarına da konutlar inşa edilirken, varlıklı kişilerin de prestij elde etmek için apartmanlar yaptırdığı görülüyor. Bu tip apartmanlar genellikle sahibinin de orada oturduğu ve geri kalan konutların kiraya verildiği “Bey” apartmanları olarak biliniyor.

Erken Cumhuriyet dönemi sonrasında, özellikle İkinci Dünya Savaşı yılları ardından köyden kente göç başlıyor ve artık kentte iyiden iyiye bir konut ihtiyacı doğuyor. Bu dönemde 3 tip konut üretim biçimi oluşuyor: Düzenli geliri olanlar için kooperatifler, geliri olmayanlar için yasa dışı konutlar (1960’lı yıllarda İstanbul’da sıklıkla görülen gecekondu tipi konutlar) ve orta sınıf için üretilen yap-sat konutları.

1965 yılında çıkan Kat Mülkiyeti Yasası ile birlikte eski tip “Bey” apartmanlarını yerini artık yeni nesil apartmanlar almaya başlıyor. Eski geniş arazili köşklerin yerine gelen küçük inşaat girişimleri ile oluşmuş daha üst apartmanlar yaygınlık kazanıyor. İstanbul’da konut patlaması ise 1980’li yıllarda Toplu Konut Yasası’nın çıkmasıyla birlikte yaşanıyor. Verilen devlet teşvikleri ile birlikte artık üretim çok hızlanmış ve özel sektör boş arazilere toplu konutlar inşa etmeye başlamıştır. Özel sektörün bu üretimi ise yalnızca kar edebileceği orta, üst orta ve üst gelir grubuna yönelik olmuştur. Ancak bu noktada artık kentin artan nüfusu, yaşam problemlerini de yanında getirmeye başlamıştır. Kentten uzaklaşmak ve daha izole ama güvenli bir hayat sürmek isteyenler için kent dışında yeni çekim, cazibe merkezleri oluşmaya başlamış, işte bu noktada da villa tipi evler veya az katlı apartman siteler ortaya çıkmıştır. Kent merkezlerinde kendine alan bulamayan bu lüks projelerin kent dışında olmalarının bir nedeni de arsa fiyatlarının merkezden uzaklaştıkça azalması ve böylece üreticiye daha çok kazandırması olmuştur.

Bundan sonraki gelişmeler için öncelikle hizmet sektörünün doğuşuna bir göz atmak gerekiyor. Çünkü 1980’li yıllar sonrasında insanlar artık teknoloji, iletişim ve elektronikle birlikte yeni bir yaşam biçimine kavuşmuş, kentlerde yaşayanlar ev dışında da zaman geçirmeye başlamıştır. Ev dışında geçen zamanın tüketim odaklı oluşu, hizmet sektörünü doğurmuştur. Hizmet sektörünün konut anlayışı ise maliyet odaklıdır. Yani bireylerin hareketlerini öngörerek, onları daha kitlesel olarak hareket ettirir. Bu da birim kullanıcının maliyetini düşürür.

Lüksün ve Yatırımın Yeni Hali

Konutlar sürekli bir değişimden geçerken, modern yaşamlar birlikte insanlar da sürekli bir değişim ve yer değiştirme hali içerisindedir. Konut tüketicisi bu hareketli yaşam içerisinde hızlı kara dönüşebilecek yatırım aracını bulur: GAYRİMENKUL…

Tüketim toplumu hem yatırım hem sosyal statü hem de barınma amacıyla kent dışındaki lüks konut sitelerinden sonra yeni bir konut tipi arayışına girer. Lüks neden kentten uzaktadır? İşte bu soruna alternatif olarak kente daha yakın “rezidanslar” hayatımıza girer. Kent merkezinde büyük arsalar olmadığı için rezidanslar çok katlı olarak inşa edilir. Elbette bunun gelişmesinde inşaat teknolojisindeki yeniliklerin de payı vardır. Rezidanslar lüks konut siteleriyle yarışır nitelikte alışveriş, eğlence, spor merkezi, ofis yapıları gibi karma imkanlara sahip olarak inşa edilir. Bu bakımdan da yeni bir dünya yarattığı söylenebilir. Rezidans kültürü artık kentin içerisinde yeni bir kent sunmaya başlamıştır. Bu tip projeler artık sosyal statü aracına dönüşmüştür ve kullanıcılarına ayrıcalıklı olmayı vadeder.

Sonuç olarak, ülkemizde İstanbul odaklı konut evrimi, 1900’lü yıllardan bugüne kadar birçok kırılma noktası yaşamıştır. 1980 sonrasında gelişen teknoloji, iletişim ve elektronikle birlikte konutlar lüks konut sitelerine ve rezidanslara evrilmiş, artık hem barınma hem yaşama hem de yatırım işlevi görmeye başlamıştır.

Kısaca, Coco Chanel’in dediği o ünlü sözü şimdi lüks konutta yaşıyoruz…

LÜKS KONFOR’DUR. KONFOR YOKSA LÜKS DEĞİLDİR.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

1 thought on “Baras Ofisi Gayrimenkul Danışmanı Ayşe Fügen Arda’nın Kaleminden”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir